EMRE DÖLEN
(14 Haziran 1945 – 15 Nisan 2025)
Bilim tarihi, yalnızca geçmişin bilgisini kaydetmek değil, aynı zamanda o bilginin nasıl üretildiğini, kimler tarafından taşındığını ve hangi zihnî dünyalar içinde şekillendiğini anlamaya yönelik bir çabadır. Bu çabanın Türkiye’deki önemli temsilcilerinden biri olan Emre Dölen, hem kimya hem de bilim ve teknoloji tarihi sahalarındaki çalışmalarıyla ve iki saha arasında kurduğu güçlü köprüyle ilmî hayatını anlamlı kılmış seçkin bir bilim insanıdır. Bu hususiyetle İstanbul Medeniyet Üniversitesi Bilim Tarihi Enstitüsü olarak vefatının 1. yıldönümünde Emre Dölen’i saygıyla anıyoruz.
14 Haziran 1945’te İstanbul’da doğan Dölen, akademik yolculuğuna İstanbul Üniversitesi’nde kimya mühendisliği eğitimiyle başladı. Anorganik kimya alanında doktorasını tamamladıktan sonra akademik kariyerini sürdürdü. 1988 yılında profesörlük unvanını aldı. Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde uzun yıllar hem eğitimde hem idarede çeşitli görevler üstlendi. Kimya alanındaki yetkinliğiyle çok sayıda öğrenci ve araştırmacının yetişmesine katkı sağladı.
Ancak Emre Dölen’i yalnızca bir kimyager olarak tanımlamak eksik bir hüküm olacaktır. Onun ilmî şahsiyeti, esasen bilim ve teknoloji tarihine yaptığı katkılarla temayüz etmiştir. 1970’li yılların sonlarından itibaren yöneldiği bu alan, Dölen’in zihninde yalnızca bir araştırma sahası değil, aynı zamanda ülkeye karşı bir kültürel sorumluluktur. Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet Türkiye’sine uzanan bilimsel üretimi anlamaya yönelik çalışmaları, Türkiye’de bilim tarihi literatürünün gelişimine önemli katkılar sunmuştur.
Dölen’in çalışmalarında dikkat çeken en önemli özelliklerden biri, birinci el kaynaklara verdiği önemdir. Özellikle Osmanlı arşivlerine dayanan araştırmaları, bilim kurumlarının tarihine dair ortaya koyduğu eserlerde belirginleşir. Beş ciltlik Türkiye Üniversite Tarihi adlı çalışması, bu yaklaşımın en kapsamlı örneklerinden biri olarak alanında temel bir başvuru kaynağıdır.
Onun ilmî üretimi yalnızca metinlerle sınırlı kalmamış, aynı zamanda maddî kültür ve görsel kaynaklarla da beslenmiştir. Kartpostallar, müze çalışmaları ve uygulamalı tarih anlatımları aracılığıyla bilginin yalnızca okunarak değil, aynı zamanda görülerek ve deneyimlenerek de aktarılabileceğini göstermiştir. Rahmi Koç Müzesi’nin kurucu müdürlüğü ile Yalova İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi ve SEKA Kağıt Müzesi’nin kuruluş süreçlerindeki danışmanlıkları, bu yaklaşımın somut tezahürleridir.
Emre Dölen’in akademik kişiliğini tamamlayan en önemli unsurlardan biri de bilgiyi paylaşmak hususunda gösterdiği cömertliktir. Saklayan değil, paylaşan; öğrencilerine ve araştırmacılara yol gösteren bir hoca olarak tanınmıştır. Onunla yolu kesişen pek çok kişi, yalnızca akademik yazılı teliflerinden değil, yüksek seviyede bir birikimin kendisini hissettirdiği sohbetlerinden de istifade etmiştir. Bu yönüyle Dölen, yalnızca eserleriyle değil, yetiştirdiği ve etkilediği insanlar aracılığıyla da bilim tarihinin yaşayan bir parçası olmuştur.
15 Nisan 2025’te aramızdan ayrılan Emre Dölen’in vefatı, özellikle bilim ve teknoloji tarihi alanına ilgi duyan herkes tarafından hüzünle karşılanmıştır. Ancak hacimli telifleri, bildirileri, makaleleriyle bu alanda bıraktığı bilgi mirası, bir bakış açısı sunmaya devam etmektedir. Bugün, onun ardından bakıldığında, Emre Dölen’in hayatı bir disiplinler arası geçişin ötesinde, bilginin sürekliliğine adanmış bir yolculuk olarak anlam kazanmaktadır.